20.05.2026

Genel Değerlendirme

Küresel ekonominin sancılı bir kabuk değişimi yaşadığı, ticaret koridorlarının yeniden haritalandırıldığı ve makroekonomik dengelerin hassas terazide tartıldığı tarihi bir dönemden geçiyoruz.

Enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar, tırmanan jeopolitik riskler, küresel tedarik zincirlerindeki yapısal dönüşümler ve merkez bankasının yürüttüğü finansal politikalar, bugün dünya üzerindeki her bir işletmenin ana gündem maddesini oluşturmaktadır. Nitekim bundan yalnızca 50 gün öncesine kadar planlarımızda, hesaplarımızda yer almayan bölgesel çatışmalar ve savaş gerçeği, küresel ölçekte kartların ne kadar hızlı ve öngörülemez biçimde karıldığını gösteriyor. Bu dinamik süreci doğru okumak ve pozisyon almak çok önemli.

Türkiye Ekonomisi

Bölgesel üretim üslerinin yeniden yapılandığı, yakın coğrafyalardan tedarik güvenliğinin mutlak bir öncelik haline geldiği ve yeşil mutabakat eksenli yeni bir uluslararası ticaret nizamının kurulduğu bu süreç, Türkiye için tarihsel öneme sahip bir eşiğe de işaret ediyor.

Küresel pazarların uzak Doğu'ya olan bağımlılığını azaltma ve tedarik zincirlerini çeşitlendirme arayışında olduğu bu dönemde Türkiye  rasyonel alternatif olarak öne çıkıyor. 

Sadece 4 saatlik bir uçuş mesafesiyle; 1,3 milyar nüfusa, 32 trilyon dolarlık devasa bir milli gelire ve 10 trilyon dolarlık bir ithalat ve ihracat hacmine sahip dev pazarlara doğrudan erişim sağlayan eşsiz bir stratejik konuma sahibiz. Bunun yanı sıra, Avrupa Birliği’nin "Made in Eu" yaklaşımı ve kritik sektörlerde hayata geçirdiği öz yeterlilik politikaları, sanayimiz için yepyeni bir entegrasyon kapısı aralamaktadır.

Türkiye; elektrikli araçlar, yeşil çelik,(batarya teknolojileri, temiz enerji özellikle savunma sanayisinde Avrupa üretim çarklarının en stratejik, en güvenilir halkası olmaya aday. Bunların hepsi bir yana ülke olarak en kritik gücümüz lojistik vizyonumuzdur. Bu noktada, Sakarya büyük bir avantaj barındırıyor. Bu fırsatlar düzleminde Sakarya’nın içinde yer almadığı bir senaryodan bahsedilemez. Bunu iyi değerlendirmeliyiz. Bu arada lojistik ihtisas OSB’nin bu süreçte bizim için önemini hatırlatmak isterim.

Makroekonomik Veriler

Makroekonomik verilerimize baktığımızda ise ülke ihracatında ivmelenme görülürken, diğer taraftan dış ticaret açığının reel sektörümüz üzerindeki baskısının sürdüğünü görüyoruz.

Sanayi üretimi tarafında ise daha temkinli ve karma bir görünüm hâkim. TÜİK tarafından açıklanan son verilere göre sanayi üretimi aylık bazda %0,8, yıllık bazda ise %1,1 oranında geriledi. İmalat sanayindeki bu yavaşlama finansmana erişimde yaşanan ciddi maliyet artışlarının, sıkı para politikasının ve iç talepteki dengelenme sürecinin üretim çarkları üzerindeki baskılarını açıkça teyit etmektedir.

TÜİK tarafından açıklanan nisan enflasyon verilerine göre ise tüketici fiyat endeksi (tüfe) yıllık bazda yüzde 32,37, aylık bazda ise yüzde 4,18 artmıştır. 12 aylık ortalamalara göre enflasyonun yüzde 32,43 seviyesinde seyretmesi, enflasyonla mücadelenin sadece sıkı para politikaları ve likidite adımlarıyla kazanılamayacağının işaretini veriyor.

Bu mücadelenin başarıya ulaşması yerli üretim kapasitemizin artırılması, dijital dönüşüm ve yapısal reformlarla mümkün. Nitekim 2026 yılı büyüme hedefimiz yüzde 3,8, ihracat hedefimiz ise 282 milyar dolar olarak belirlendi. Ancak bu hedeflere ulaşabilmemiz için reel sektörün önündeki engellerin kaldırılması önem taşımaktadır.

Türkiye’de E- Ticaretin Görünümü Raporu

Diğer taraftan iş dünyası olarak bizlere de sorumluluk düşüyor. Her zaman dile getirdiğimiz dijital dönüşüme kanalize olma konusunda da mevcut durumu görmek adına ticaret bakanlığının bu ay yayımladığı Türkiye’de e- ticaretin görünümü raporundan sizlere kısa veriler aktarmak istiyorum.

Rapora göre, ülkemizdeki elektronik ticaret hacmi yıllık yüzde 52,2’lik muazzam bir büyüme kaydederek 4,57 trilyon Türk Lirası seviyesine ulaşmıştır. Küresel pazardaki yerimizi göstermesi bakımından, dolar bazında 115,4 milyar dolarlık devasa bir pazar büyüklüğünden bahsediyoruz.

Artık e-ticaret, geleneksel ticaretin bir alternatifi değil, bizzat göbeğidir. Şöyle ki, e-ticaretin gayrisafi yurt içi hasılamız içindeki payı yüzde 6,9’a yükselmiş, genel ticaret içindeki ağırlığı ise yüzde 19,3 seviyesindedir. Yani bugün ülkemizde dönen her 100 liralık ticaretin yaklaşık 20 lirası dijital koridorlardan akmaktadır. 

Ancak aynı rapor, KOBİ’lerimizin ve sanayicilerimizin yüksek teknolojiye uyum sağlamakta finansal engellere takıldığını da gösteriyor. İşletmelerimizin yüzde 83,4’ü yapay zekayı sadece ürün açıklaması veya ilan metni yazmak gibi temel işlerde kullanabilirken, derin otomasyon yatırımlarında harici finansman yetersizliği yüzde 62,8 ile en büyük barikat olarak karşımıza çıkmaktadır.

İşte bu yüzden her fırsatta verimlilik, yapısal reform ve üretime özel kesintisiz finansman kanallarına ihtiyacımız olduğunu dile getiriyoruz. Rapora göre Sakarya ise işletme sayısı bakımından %1,14 ile ilk 10'da yer alıyor.  Bu da bizim dijital dönüşüme ve e-ticaret ekosistemine hızlı adapte olduğumuzu gösteriyor.

Tekstil Sektörü

İhracatta ve sanayide ülke hedeflerimizi konuşurken, ekonomimizin en köklü alanlarından biri olan tekstil ve hazır giyim sektörünün yaşadığı krizi görmezden gelmemiz mümkün değildir.

Türk tekstil ve hazır giyim sektörü; hammaddeden nihai ürüne kadar entegre üretim yapısıyla Avrupa’nın en büyük 3 tedarikçisi arasında yer almakta, yaklaşık 1 milyon kişiye doğrudan istihdam sağlamaktadır. Ancak yüksek enflasyon, artan işçilik ve enerji maliyetleri ile kur baskısı sektörün küresel rekabet gücünü ciddi şekilde zayıflatmıştır.

2025 yılında 4.500’den fazla firma faaliyetini sonlandırırken, son üç yılda istihdam kaybı 300 bin kişiyi aşmıştır. Türkiye’nin hazır giyim ihracatı 16,8 milyar dolara gerilemiş; dünya hazır giyim ticaretindeki payımız 35 yıl sonra ilk kez yüzde 3’ün, Avrupa pazarındaki payımız ise 30 yıl sonra yüzde 5’in altına düşmüştür.

2022 yılında yaklaşık 12,9 milyar dolar seviyesinde gerçekleşen tekstil ihracatı, 2025 itibarıyla 11-11,8 milyar dolar bandına gerilemiştir. Buna rağmen sektör, 428,7 milyar liralık hacmiyle Türkiye e-ticaretinin hâlâ açık ara lideridir. Türk tekstilinin rakiplerinden ayrılan en büyük gücü ise hız ve kalitedir. Bangladeş ve Vietnam’dan Avrupa’ya haftalar süren teslimatlar yapılırken, Türk üreticisi siparişi günler içinde Avrupa’nın merkezine ulaştırabilmektedir. Küresel moda sektörünün ani trend değişimlerine bizim kadar hızlı ve esnek cevap verebilen çok az ülke vardır.

Biz düşük işçilik maliyetlerinde Bangladeş’le yarışamayız. Ancak tasarım gücümüz, kaliteli üretim altyapımız ve Yeşil Mutabakat’a uyumlu sürdürülebilir üretim kapasitemizle rekabette yeniden avantaj sağlayabiliriz. Çünkü Türkiye, Çin ile birlikte dünyada tepeden tırnağa üretim yapabilen ender ülkelerden biridir.

Ancak bugün sektör ağır bir darboğazdan geçmektedir. Tekstil sanayicisi, yılların birikimi olan sermayesini artık ayakta kalmak için harcamaktadır. Firmalar artık markalaşma ve inovasyon yatırımlarını erteleyip yalnızca ayakta kalma mücadelesi vermektedir. Bu tablo, sektöre yeni girişimciyi de uzaklaştırmaktadır.

80 milyar dolarlık ekonomik hacme sahip bu stratejik sektör kaybedilmemeli. Tekstil sanayimizin; istihdam, SGK yükleri, finansman ve üretim maliyetleri konusunda güçlü destek ve koruma paketlerine ihtiyacı vardır.

Sakarya Dış Ticaret Verileri

TÜİK tarafından açıklanan verilere göre Türkiye’nin toplam ihracat yükünün yüzde 60'ını İstanbul, Kocaeli, Bursa ve Sakarya sırtlamaktadır. Bu 4 öncü il, toplamda 164,4 milyar dolarlık ciddi bir ihracat hacmine imza atarak ülke ekonomimizin şah damarı olduklarını bir kez daha kanıtlamışlardır.

Bu veri, Sakarya’nın ülke ekonomisindeki ve sanayi çarklarındaki yerinin ne kadar ciddi, ne kadar hayati olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. Böyle güçlü yönlerimizi korumak ve daha da beslemek zorundayız.

Sakarya özelinde güncel rakamlara baktığımızda ise 2026 yılı nisan döneminde, geçtiğimiz yılın aynı ayına göre yüzde 23, bir önceki aya göre yüzde 36’lık artışla 459 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdik.

En çok ihracat yapan iller arasında 7. Sıradaki yerimizi koruduk. Ayrıca nisan ayında 15 yeni noktaya ilk kez ihracat gerçekleştirdik. Bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla toplam 53 ülkeye olan ihracat hacmimizi büyüttük. Başta İspanya, Romanya, Birleşik Arap Emirlikleri, Fransa, Bulgaristan ve Fas olmak üzere birçok stratejik pazarda ihracatımız hem yüzde bazında hem de dolar bazında ciddi artış kaydetti.

GES Mahsuplaşması

Biz her zaman tükettiğimizden fazlasını üretelim diyoruz.  Devlet politikaları da buna evriliyor.  Ancak son günlerde enerji üretimi ile ilgili uygulamalar bu vizyonla tezat düşüyor.

1 Mayıs itibariyle lisanssız elektrik ve GES üretiminde aylık mahsuplaşmadan  saatlik mahsuplaşmaya geçildi. Önceki uygulamada üretim ve uygulamada üretim olarak geniş zaman diliminde dengelenirken şimdi ise her saat için ayrı hesaplanacak.  Toplam kotada değişiklik yapılmayacak.

Bu uygulamayla üreticilerin kendi ihtiyaçları kadar üretim yapmasına odaklanması isteniyor. Ancak enerji maliyetlerini düşürmek için son yıllarda  GES yatırımına önemli bütçe ayıran, çatılarını ve bahçelerini GES ile donatan, özellikle gece tüketimi olan üreticilerimiz bu konuda mağdur olacaklardır.

Bugüne kadar yatırımlarını önceki uygulamaya göre yapan yatırımcılarımız bu düzenleme ile mağdur olduğu gibi bunun yanında depolama tesislerine de ihtiyaç duymaya başlayacaklardır.

Bu saatlik mahsuplaşmayla özellikle bayramlarda, resmi tatillerde, çalışma olmayan günlerde ve gece tüketimi olan tesislerde üretilen enerji, tüketim olmadığı için üreticilerimize ekstra maliyet getirecektir.

Kısacası ülkemizde enerji maliyetleri her geçen gün artarken sanayicilerimiz üretimlerini ve tüketimlerini değişen dinamik zorlamalara göre yeniden ayarlamak zorunda kalacaklardır. Dolayısıyla “çatıların bir kısmı boş kalsın” anlayışı tekrar gözden geçirilmeli. Konuyla ilgili oda olarak biz de ilgili kurumlara resmi bir yazı hazırlıyoruz.

Büyükşehir Belediyemizin Bütçeden Aldığı Pay Artmalı

Bu noktada geçtiğimiz yıllardan beri üzerinde çalıştığımız belli bir seviyeye geldiğimiz ancak istediğimiz düzeye erişememiş çözülmesi gereken bir sorunumuza da değinmek gerekiyor.

Şehrimizin ürettiği bu devasa ihracat değerine ve yarattığı ekonomik büyüklüğe oranla, yerel yönetimlerimizin, yani belediyelerimizin genel bütçeden aldığı pay ne yazık ki son derece yetersiz kalmaktadır. Sakarya'da üretilen, altyapısını kullanarak katma değere dönüşen bu gücün şehrimize yerel hizmet bütçesi olarak hak ettiği ölçüde geri dönmemesinin temel sebebi, birçok büyük firmamızın gümrükleme merkezinin burada olmaması ve vergi ödemelerini Sakarya ‘dan yapmıyor olmasıdır.

Bu konuda Büyükşehir Belediyemiz, Gümrük Müdürlüğümüz Defterdarlığımızla çalışmalar da yürüttük, biliyorsunuz. Gümrük saymanlık, mal müdürlüklerine ödemesi yapılan gümrük vergilerinin Sakarya’nın vergi gelirleri içerisinde yer alabilmesi için Ticaret Bakanlığının BİLGE programında gümrük beyannamesinin giriş ekranına ödemenin yapılacağı saymanlık bilgisi kutucuğu eklendi.

Doldurulması zorunlu olan bu kutucuğa Sakarya’da gümrük vergilerinin tahsili için yetkilendirilen Arifiye Mal Müdürlüğü’nün saymanlık kodu girildiğinde hangi gümrük müdürlüğünden beyanname verilirse verilsin tahsilat Sakarya’nın tahsilatları içinde yer alacak. Buradan tüm sanayicilerimize, büyük işletmelerimize meclisimiz kürsüsünden  tekrar çağrıda bulunuyorum: gümrükleme işlemlerinizi Sakarya gümrüklerinden yapın, dışarıda yaptıklarınızda da kodlama işlemini lütfen yapın. Vergi ödemelerimizi Sakarya üzerinden gerçekleştirelim.

Bu adım, yerel yönetimlerimizin bütçeden alacağı payı geometrik olarak artıracaktır. Şehrimizin gelirlerinin artması Sakarya’nın altyapısını, lojistiğini, yollarını ve yaşam kalitesini doğrudan büyütecek, bu da dönüp dolaşıp yine iş dünyamıza ve sanayimize çarpan etkisiyle güç katacaktır.

Finansmana Erişim Sorunu

Sahada öyle trajik durumlarla karşılaşıyoruz ki; kendi kontrolü dışında gelişen haksız yere riskli kategorisine alınan, bankacılık sisteminde adeta cezalandırılan işletmelerimiz var.

Daha da vahimi; bugüne kadar kredi yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmiş, borcunu sadakatle kapatmış üyelerimizin dahi yeni finansman talepleri gerekçesiz şekilde reddedilmektedir. Bankalar tarafından sanayicimize, tüccarımıza "mevcut kredinizi kapatın, yenisini hemen açacağız" taahhüdü verilmekte; ancak işletmelerimiz kıt kaynaklarıyla borçlarını kapattıktan sonra taahhüt edilen krediler verilmemektedir.

Bu yaklaşım hiç rasyonel değil. Oysa finansmanın üretime ve yatırıma tahsis edilmesi bu ülke için doğrudan katma değer üretir. İş dünyasının ihtiyaç duyduğu can suyunu esirgemek ya da bunu zorlayıcı koşullarla sınırlamak, nihayetinde Türkiye ekonomisinin büyüme potansiyeline ve geleceğine zarar veriyor.

Vergi Borçları

Bir de şu an gündemde olan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminde yer alan vergi borçlarının daha uzun vadelere taksitlendirilmesini öngören kanun teklifine de değinmek isterim.

Üretim maliyetlerinin tavan yaptığı, finansmana erişimin zorlaştığı bu dönemde; yalnızca vergi borçları ile sınırlı kalmayan, tüm kamu borçlarını ihtiva eden, işletmelerin gerçek ödeme gücünü ve nakit akışını gözeten bütüncül bir yapılandırma adımını bekliyoruz.

İlk adımın vergi borçlarıyla atılmasını reel sektörümüz adına olumlu karşılıyoruz. Ancak şu temel iktisadi gerçeği de karar vericilerin dikkatine sunuyoruz. İşletmeler ancak kârlılıklarını koruyabildikleri, üretim süreçlerini devam ettirdikleri ve rekabet edebildikleri ölçüde vergi ödeyebilir diğer kamu yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirebilirler.

Diğer taraftan, yıllardır vergisini, primini, tüm kamu yükümlülüklerini düzenli ve zamanında, tam bir vatandaşlık bilinciyle ödeyen dürüst mükelleflerimizin sistem içerisinde göz ardı edilmesi de adalet duygusunu zedeleyen ciddi bir sorun alanıdır. Bu sadık kesimin açık ve somut mekanizmalarla ödüllendirilmesi, teşvik edilmesi hem mali disiplinin korunması hem de vergiye gönüllü uyumun artırılması açısından önemlidir. Bu vergi konularında çok fazla değişiklik oluyor.”